« Önceki |

15/3/2007

MAÇA KIZI ŞEYTANA İLTİFATTA!

Bir büyü yapmasam da gece bende saklanır

Olanca gürültüsü içinde ırmakların

Gece gecedir ama ırmaktan araklanır

Temizlik eşkiyası çıkarır pasakların.

 

Müjde müjde müjde var gelin koşun üşüşün

Açın taçyaprakları açınca gökyüzünü

Bir gün anlaşacağız neden mi ancak bir gün

Ama önce sizlere anlatmalı bir günü

 

Bir gün içinde saklı tam yürmi dört saat var

Yirmi dördün taksimi yirmi dörde bir kere

Bu işte bir hinlik var diyorsan bas git zıbar

Baban da bir hayduttu bilmem mi a hergele

 

Bana bi yudum su su nerede merhamet ya

Pes artık piyasada aşk var mı söyle kaça

Binde bir rastlanırdı böyle bir vakıaya

Kesmekten kaçınsaydı sohbetimizi maça

 

Altılı galyan tuttu iddaa Allahtan gele

Rah-ı mürüvvet görmüş rüyada anneciğim

Başımı boydan boya uzattım bir sedire

Cellatbaşı gelmedi boşuna beklediğim

 

Vur artık boyun burda kesilsin burda oyun

Yüreğimden dünyaya akan yollar kesilsin

Geleceksen gel artık sevgilim asil huyun

Küfretmek mi illa ki ceddine rahmet desin!

15/3/2007

EY ŞİRAZLI HAFIZ!

Ey Hafiz-i Şirazi

Ber men nigeh endazi

Men talib-i yek-falem

Tu kaşif-i her razi...

 

Ey Hafiz!

Tüm umudum tükenmişken sana geldim her zamanki gibi..Yüce şair, yüce bilgin! Senin yardımına ihtiyacım var. İnsanlar diyorlar ki bana: "Bırak artık! Yetişir bu çile sana! Dikkat et ki gittiğin yol acının yoludur. Anla artık ki gözyaşı senin azığın olmuştur. Dön ve kendine gel! Eski halini özledik dostum senin!" Ne diyeyim ey Şiraz'ın solmaz Gül'ü? Ne diyeyim onlara, ne cevap vereyim? Bana geliyor ki onlar haklılar bu sözlerinde ve ben bu yolda ısrar etmekte yanılgıdayım. Fuzuli gibi Mecnun'un dilinden:

"Bülbül gül için kılanda nale

Derdine deva olur mu Lale" mi diyeyim..

Bilmiyorum Ey Şirazlı Üstad'ım, bilmiyorum..

Dün gece Divanı'nı açmıştım. Şöyle diyordun bana:

"Miresed mojde-i gül bülbül-i elhan-ra"

Oysa hiçbir müjde kimseye erişmemişti. Ne ben birine müjde vermiştim ve ne de birisinden bana bir müjde gelmişti..Nerede o Gül'ün müjdesi ki benim gibi bitik bir adama ulaşsın; nerede o müjde ki göğsümü genişletsin?

Yok Ey Şirazlı Hafız!

Yok!

Ve korkarım artık sen de beni aldatmaya başladın...

 

11/3/2007

Türkiye Nereye Gidiyor?

Birkaç gündür bakıyorum da Türkiye'nin hangi iskitamete gittiği konusunda epeyce bir kafa yoruluyor. Eski Cumhurbaşkanımız kalkıp Türkiye'nin sekiz eyalete bölünüp yönetilmesini öneriyor; mutat olduğu üzere birileri Şeriat rejimine doğru apaçık bir gidiş olduğunu söylüyor. Ama bu görüşlerden en ilginci Hasan Cemal'in bugün Milliyet'teki köşesinde yazdığı Faşizm ihtimali. Ben bunu doğrusu ilk kez duyuyorum ama itiraf etmeliyim ki okuyunca hiç şaşırmadım. Öteden beri Türkiye'de ulusalcı hareketin hangi sularda gezindiğini iyi biliyoruz. Bu ulusalcı denen güruhun ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için onları iktidar yapmaya gerek yok. Çünkü Avrupa tarihi bize bu tip ulusalcı hareketlerin sebep oldukları büyük yıkımı göstermeye yeter. Türkiye'deki Ulusalcıların Avrupa'daki muadillerinden farklı olduğunu söylemek ise gerçekten çok güç. Bİr kere ulusalcı kelimesinin örneğin Almanca'daki karşılığı tam olarak Nazionalist'tir. Yani bilinen haliyle Nazi. Bugün ulusalcılığı savunanlar aslında Nazi ideolojisinin savunduklarından habersizler; ve yazık ki gençleri de büyük görünen küçük hülyalarla kandırıyorlar. Bunlara bakarsanız Türkiye büyük tehdit altındadır, ülkenin bütün malvarlığı birer birer emperyalizme satılmakta, adeta ülke tasfiye olmaktadır. Bunlar öylesine ikiyüzlüler ki kendi fikirlerinin prestijini artırmak için Atatürk'ü bile kullanıyorlar. Görmüyorlar ki bugün saplantı derecesinde karşı oldukları Avrupa Birliği'ne giden yolu açan Atatürk'ün ta kendisiydi. Velhasıl bunlarda fikir namusu denilen o tılsımlı şeyden eser yoktur.

Ama gene de u görüşü benimseyenlerin sayısı azdır. Hitler gibi %33 ile iktidara gelme şansları da yüzde sıfırdır. Ama bana endişe veren odur ki eğer bu insanlar Ordudan ve bürokrasiden kendilerine destekçi bulacak olurlarsa Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükleyebilirler. Acaba bu tehlikenin farkında mısınız?

5/3/2007

Türkiye Bölünür mü?

Türkiye bölünür mü? Bu soruya kuvvetle muhtemeldir cevabını vermemiz yanlış olur; bu imkansız bir şeydir de diyemeyiz. Hatırlayınız Cihan İmparatorluğu Osmanlı bölünmüştü. Osmanlı'nın bölünmesi öyle bir süreçti ki neticede o sürecin o noktaya varacağı belliydi. Osmanlı'daki etnik unsurlar koca ülkede beş on parçaya ayırıvermişti. Bu durumu gören askeri kanat ve bürokrasi Cumhuriyet'i kurduktan sonra Osmanlı'nın akibetine uğmamak için elinden geleni yaptı. Ülke bir ulus devlet haline getirildi; Osmanlı'nın sıradan bir varisi olduğumuz iddia edildi; hatta Osmanlı'nın devamı olmadığımızı ispat için olmadık şaklabanlıklar yapıldı.Bütün bunlar hiç şüphesiz sun'i ve anlamsız şeylerdi. Cumhuriyeti kuran Akıl yeterince kendine güvenemeyen, deyim yerindeyse gölgesinden bile ürken, korkak bir Akıl'dı. İmparatorluk olmanın getirdiği bölünme tehlikesinin ulus-devletin sağladığı bütünlük avantajından daha az faydalı bir şey zannediyorlardı. Halbuki bugün Türkiye gene bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Demek ki Türkiye'nin bir ulus-devlet olduğu iddiası pek gerçekliğe sahip değildir. Osmanlı Türkiye'de henüz tasfiye olamamıştır; yani ki Türkiye hala bir imparatorluktur.

Bu durumun elbette bazı sakıncaları vardır. En başta da sorduğumuz soru bu sakıncanın bariz bir sonucudur. Zira her imparatorluk er ya da geç bölünme ve ufalmaya mahkumdur. O halde Türkiye Cumhuriyeti bölünmemek için ne yapmalıdır?

Evvela şunu belitmeliyiz ki Türkiye için sadece bir tehdit söz konusudur. Yoksa gerçek anlamda Türkiye'yi bölebilecek askeri bir güç dünyada yoktur. Ancak bu tehdit bile Türkiye'ye çok pahalıya mal olmaktadır. Birincisi Türkiye bu tehdit nedeniyle bir güvenlik sorunuyla karşı karşıyadır. Bu ise bir ülke için olabilecek en büyük ve çetin sorundur. İkincisi bu tehdit Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya yeter derecede bir etkiye sahiptir. Güvenlik ve istikrar sorunu olan bir ülkenin gelişemeyeceği ve dünya arenasında etkin bir güç olamayacağı açıktır. O halde Türkiye'nin en büyük sorunu güvenlik ve istikrar sorunudur. Bu sorunlar çözülmeden Türkiye'den bir büyük güç olmasını beklemek biraz hayal gibidir.

Türkiye bölünmeyecektir ve Türkiye'yi bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir; ama Türkiye bu soruna takılıp kalırsa önünü göremez hale gelecektir.

Peki Türkiye'nin bölünme tehdidi nereden gelmektedir? Açık bir şekilde bu tehdit Irak'tan gelmektedir. Demek ki Türkiye'nin birinci meselesi Irak'tır. Türkiye Irak'ın geleceğinde söz sahibi olamazsa kendi geleceğini başkalarının eline bırakmış olur. Tam bağımsız ve devleti ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye'nin bu özelliklerini koruması yalnızca ve yalnızca buna bağlıdır.

 

1/3/2007

Bir Bunama Örneği

İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşırlarmış. Çocuklaşmak da açık bir bunama belirtisiymiş. İnsan ömür boyu yaptıklarından sonra başladığı noktaya dönermiş. Bir çocuk kadar alıngan olurmuş belli bir yaştan sonra insanlar. En küçük şeyden alınır, en önemsiz şeyden dolayı ağlarlarmış. Tabii; belli bir yaştan sonra zihni melekeleri çalışmaz olunca artık insanların bunu normal karşılamak gerek. O yüzden doksanına merdiven dayamışların her dediğini kaale almamalıyız.

Bunun son örneğini Kenan Evren'in son açıklamalarıyla görmüş bulunuyoruz. Geçmişte Kürtlere olmadık işkenceleri yapan bir adamın bugün kalkıp onların hakkını savunmasını nasıl yorumlamalı acaba? Nedense ben bu sözleri bir türlü Evren Paşa'nın söylediğine inanamıyorum. Ama demokrasilerde her şey de tartışmaya açıktır. O yüzden üniter mi kalalım yoksa eyalet sistemine mi geçelim, bunu tartışabiliriz. Fakat işin ilginci şu ki; Evren Paşa'nın açıklamasıyla Öcalan'ınki arasında pek fark kalmamış gibi. Zannedersem Paşa siyasetten ve devlet idaresinden öylesine uzak kalmış ki bu işlerin hangi çerçevede tartışılacağını da unutmuşa benziyor. Koca Cumhurbaşkanı'yla adi bir teröristin fikirlerinin aynileşmesi hiç şüphesiz endişe verici bir şey.

Bu olaydan anlıyoruz her devlet büyüğünün sözlerine itibar etmemek lazım. Bazıları bunamış olabiliyorlarmış demek ki.